You are here: Home
  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size
Search

Oshoturk

JA slide show
 

Oshoturk | Anasayfa

Tem24

Erkekler Ağlamaz İyi Kızlar Bağırmaz


Sevgi, merhamet, sempati, iyi yüreklilik; bütün bu yüce niteliklerin hepsinde kadınsı bir taraf vardır. Bir de erkeksi özellikler vardır, bunlar savaşçılara ait, cesaretle ilgili özelliklerdir. Bunlar sert niteliklerdir, kişinin çelik gibi olması gerekir. Çünkü erkeklerin özellikleri savaşla gelişir, kadınların özellikleri ise evde kocaları ve çocukları ile geliştiği için kadın tamamen farklı bir dünyada yaşar. Erkekler sürekli savaşarak yaşadılar, üç bin yıl içinde dünya üzerinde beş bin savaş yaşandı; sanki öldürmek onların tek uğraşlarıymış gibi.

Dünya iki kısım halinde yaşadı. Erkek kendi dünyasını yaparken kadın gölgede yaşadı ve bu gölgede kendi dünyasını yarattı. Bu çok talihsiz bir durumdur; çünkü bir erkeğin ya da bir kadının bütün olabilmesi, tam olabilmesi için tüm özelliklere bir arada sahip olması gerekir. Hem kadınların hem de erkeklerin bir gül yaprağı kadar yumuşak ve bir kılıç kadar sert olmaları gerekir, bunlara bir arada sahip olmaları gerekir, böylece durum ve fırsatlar neyi emrediyorsa ona yanıt verebilirler. Eğer koşullar senin bir kılıç olmanı gerektirirse hazırsın; eğer durum senin sadece bir gül yaprağı olmanı gerektiriyorsa buna da hazırsın. Sadece gül yaprağı ve kılıç arasında değil, tüm özellikler arasında gidip gelebilme esnekliği senin hayatını daha zengin yapacak.            

               Kadın ve erkek aynı bütünün parçalarıdır; onların dünyalarının da tek olması, tüm nitelikleri herhangi bir ayrım olmaksızın paylaşmaları gerekir. Hiçbir özelliğin kadınsı ya da erkeksi olarak damgalanmaması gerekir.

               Birini “erkeksi” yaptığında o kişi hayatındaki muhteşem şeyleri yitirir. Yaşam suyunu kaybeder, bayat, katı, neredeyse ölü bir hale gelir. Nasıl sert olunacağını, nasıl bir asi olunacağını tamamen unutan bir kadın ise köle olmaya mahkûmdur çünkü sadece yumuşak niteliklere sahiptir. Güller kılıçlar olmadan savaşamaz, ezilir, öldürülür ve yok edilirler.

               Bütün bir insan henüz doğmadı. Erkekler ve kadınlar var oldu ama onlar insan değillerdi. Benim tüm yaklaşımım bütün insanı kadınların güzel özelliklerinin ve erkeklerin cesur, isyankâr, maceracı nitelikleri ile birlikte dünyaya getirmek üzerine kurulu. Ve tüm bu özellikler tek bir bütünün parçaları olmalı.

               Fakat biz en başta çocuklarımızı eğitmeye başlarız. Küçük bir erkek çocuk oyuncak bebeklerle oynamak isterse, onu hemen durdururuz, “Kendinden utan, sen bir oğlansın, sen bir erkeksin, kız gibi olma,” deriz. Ve eğer bir kız çocuk bir ağaca tırmanmaya kalkarsa onu hemen durdururuz: “Bu hanımlara yakışacak bir şey değil, ağaçlara çıkmak oğlanların işi. Çabuk aşağı in!” Daha en baştan başlayarak erkeklerle kadınları ayrı gruplara böleriz. Her ikisi de acı çeker; çünkü bir ağaca tırmanmanın kendine has bir neşesi vardır, hiçbir kadının bunu kaçırmaması gerekir. Rüzgâr eserken, güneşin altında, kuşlar öterken bir ağacın en tepesinde olmak... eğer hiç orada olmadıysan bir şeyleri kaçırmışsın demektir. Ve bu sadece bir kız olduğun için mi? Çok garip... Macera dolu olmak, dağlara tırmanmak, okyanuslarda yüzmek sırf sen bir kız olduğun için engellenmemeli çünkü bunlardaki heyecan ruhani bir şeydir.

               Bir erkek çocuk ağlamak istediğinde engellenmemeli. Ama o engellenir, gözyaşlarını akıtamaz; gözyaşları sadece kızlar içindir: “Sen bir erkeksin, erkek gibi davran!” Ama gözyaşları çok güzel bir deneyimdir. Derin üzüntü ya da büyük bir sevinç halinde, bir şeyler taşarken gözyaşları bunu ifade eder. Ve eğer gözyaşları bastırılırsa aynı zamanda onların ifade edecekleri şey, derin üzüntü ya da büyük mutluluk da bastırılır. Erkeklere ve kadınlara aynı gözyaşı bezleri verilmiştir, büyüklükleri de aynıdır. Ama eğer sen bir erkeksen ve ağlıyorsan herkes seni lanetler, “bir kadın gibi davrandığını” söyler.

               Sen şöyle demelisin, “Ne yapabilirim? Bana gözyaşı bezlerini doğanın kendisi verdi. Kadın gibi davranan doğa. Bu benim sorumluluğum değil, ben sadece kendi doğamı yaşıyorum. Gözyaşları benim hakkım.”

               Her niteliğin herkese açık olması gerekir.

               Belli özelliklere sahip olmak üzere yetiştirilen ve bu yüzden sevme yetisine sahip olmayan erkekler vardır: “Senin katı olman gerek, senin rekabetçi olman gerek. Duygularını göstermeyeceksin, duygusal olmaman şart.” Şimdi duygusal olmayan, hassas olmayan, hissetmesine izin verilmeyen bir adamın sevmesini nasıl beklersin? Ve o sevgiyi elden kaçırdığında da hayatı perişan bir hal alır. Ve aynı şey her iki tarafta da gerçekleşiyor.

               Ben bütün ayırımların ortadan kalkmasını istiyorum. Erkek ya da kadın herkesin bir insan için doğal olarak mümkün olan her şeye sahip olmasına izin verilmeli. Böylece daha zengin insanlardan oluşan daha zengin bir dünyaya sahip olabiliriz.

 

™

               Bir erkek düşünür, bir kadın hisseder ve hissetmek mantık dışıdır. Bir erkek için hayal etmek zordur ama bir kadın herhangi bir şeyi çok kolayca hayal edebilir. Onun işlev merkezi hissetme, duygular, sezişlerdir; onun gözleri düşlerle doludur. Bu düşler şiirde, dramda yararlı olabilir ama gerçeğe giden yolda bir işe yaramadıkları gibi, tam tersine büyük engeller oluştururlar.

               Gerçek senin hayal gücün değildir, senin hissettiklerin değildir. Gerçek senin varlığındır.

               Ama bir kadın hayal gücü tarafından çok kolay ikna edilebilir; bu onun hatası değildir, onun doğası böyledir. Erkekler ve kadınlar arasında bazı farklılıklar vardır. Erkekler temel olarak kuşkucu, her şeyden şüphelenen, güvensiz kişilerdir; bu yüzden bilimsel araştırmalara daha yatkındırlar. Bir kadın için bilimsel çalışmalar yapan biri olmak daha zordur. Ama hayal gücü söz konusu olduğunda, ona izin verilecek olursa —ki yüzlerce yıldır izin verilmemektedir — hiçbir ressam onunla yarışamaz, hiçbir şair onunla yarışamaz, hiçbir müzisyen ondan daha yukarılara erişemez, hiçbir dansçı onun yanına yaklaşamaz. Güzel bir gezegen yaratma konusunda müthiş bir destek olacaktır. Dünyayı şarkılarla, danslarla ve sevgiyle doldurabilir.

               Ancak ne yazık ki erkek kadına kendi başına ayakta durma ve hayata katkıda bulunma özgürlüğünü vermemiştir. İnsanlığın yarısının katkıda bulunması engellenmektedir.

               Ben bunun korku yüzünden yapıldığını düşünüyorum. Erkek kadının hayal gücünden korkuyor. Korkuyor çünkü kadına yaratıcı olma özgürlüğü bir kere tanındığında erkek onunla rekabet edemeyecek. Onun üstünlük duygusu, egosu tehlike altında. Üstünlüğünün yok edilecek olması, tüm muhteşem şairlerinin cüceler gibi ve tüm büyük ressamlarının amatörler gibi görünecek olması korkusu yüzünden kadınların eğitilmesine izin vermemek, onlara kendi duygularını ve kalbini ifade etme fırsatı vermemek en iyisi.

               Fakat nihai gerçek söz konusu olduğu sürece erkeğin problemi onun mantığı, kadınınki ise duygularıdır. Bunların her ikisi de aydınlanmaya karşı engel oluşturur. Erkeğin mantığından vazgeçmesi, kadının hissiyatından vazgeçmesi şarttır. Erkeğin uzaklığı mantıktan, zihinden kaynaklanır; kadınınki ise duygu, kalp yüzündendir ama her ikisi de aynı derecede uzaktır. Erkeğin mantığını, kadının ise duygularını bir kenara bırakması gerekir. Her ikisinin de yollarını tıkayan şeylerden vazgeçmesi şarttır.                                                   

 

OSHO / Duygusal İyileşme  -Ganj Yayınları

 
Eki15

KENDİLİĞİNDENLİK

Ne yaparsan yap, sadece mümkün olduğu kadar onu bütün bir şekilde yap. Yürümekten hoşlanıyorsan, güzel! Şayet ansızın artık hareket etme dürtüsü ya da arzusu olmadığını fark edersen, derhal otur; senin iradene karşı tek bir adım bile atılmamalı.

Ne gerçekleşirse gerçekleşsin, kabul et ve ondan hoşlan; ve hiçbir şeyi zorlama. Konuşmaktan hoşlanıyorsan, konuş. Sessiz olmak hoşuna gidiyorsa, sessiz ol sadece duyguyla hareket et. Tek bir an için bile olsa herhangi bir şekilde zorlama, çünkü bir kez herhangi bir şeyi dayattığında sen ikiye bölünürsün ve sorun yaratır bu; sonra bütün hayatın bölünmüş olur.

İnsanlığın tümü neredeyse şizofrenik olmuş hâlde, çünkü bizler her şeyi zoraki yapmayı öğrenmiş bulunduk. Gülmek isteyen kısım ve gülmene izin vermeyen kısım ayrılır, ve sonra sen bölünmüş olursun. Bir üst sınıf ve bir alt sınıf yaratırsın, ve çatışma olur. Çatışmanın yarattığı çatlak daha ve daha ve daha da büyüyebilir. Öyleyse problem bu çatlağa nasıl bir köprü kurulacağı, ve onun artık nasıl yaratılmayacağıdır. Zen’de çok güzel bir özdeyiş var:

Oturuyorsun, sadece otur. Yürüyorsun, sadece yürü. Hepsinden önemlisi, bocalama.

HER GÜN OSHO  19. Sayfa ― GANJ YAYINLARI  

 

 
Eki14

KARAKTER DEĞİL BİLİNÇ

Ben karaktere hiç inanmam. Ben bilince güvenirim. Bir kimse daha bilinçli hale gelirse doğal olarak karakteri de dönüşüm geçirir. Ancak, bu dönüşüm tamamıyla farklıdır: O zihin tarafından yönetilmez; o doğaldır, o kendiliğindendir. Ve ne zaman karakterin doğal ve kendiliğinden olursa, kendine has bir güzelliği vardır; aksi taktirde değişip durabilirsin…öfkeni bırakabilirsin ama nereye bırakacaksın ki onu? Onu kendi bilinçaltına atmak zorunda kalacaksın. Hayatının bir kısmını değiştirebilirsin ama içeriye attığın her neyse kendisini başka bir köşeden ifade etmeye başlayacaktır. Böyle olması kaçınılmazdır. Bir akıntıyı bir kaya parçasıyla kapatabilirsin; başka bir yerden akmaya başlayacaktır: Onu yok edemezsin. Öfke vardır çünkü sen bilinçsizsin, açgözlülük vardır çünkü sen bilinçsizsin, sahip olma var, kıskançlık var çünkü sen bilinçsizsin.

O nedenle ben senin öfkeni değiştirmekle ilgilenmiyorum; bu bir ağacın yapraklarını budayıp ağacın bir gün ortadan kalkacağını umut etmek gibidir. Böyle olmayacak; tam tersine, ağacı ne kadar budarsan yapraklar da o kadar sık olacak.

Bu yüzden sözde azizler dünyadaki en kutsal olmayan kişilerdir; sahte, yapmacık. Evet, eğer dışardan bakarsan çok kutsal görünürler; gereğinden fazla kutsal, yapay tatlandırıcılı, aşırı tatlı, hasta edecek kadar tatlı, mide bulandırıcı. Onlara sadece saygılarını gösterip kaçabilirsin. Azizlerinle yirmi dört saat dahi yaşayamazsın; öldüresiye canını sıkarlar. Onlara ne kadar yaklaşırsan, o kadar aklın karışacak, zihnin bulanacak, allak bullak olacaksın çünkü bir taraftan öfkelerini, uzaklaşması için zorladıklarını ama onun hayatlarına başka bir yerden yeniden girdiğini görmeye başlayacaksın.

Sıradan insanlar arada bir öfkelenirler ve onların öfkeleri çok yüzergezerdir, çok anlıktır. Sonrasında yine gülerler, yine cana yakınlar; yaralarını çok uzun zaman taşımazlar. Ancak senin sözde azizlerin; onların öfkesi neredeyse kalıcı bir iştir. Onlar sadece öfkelidirler ve özellikle bir şey hakkında da değil. Öfkelerini o kadar bastırmışlardır ki artık sadece öfkelidirler, nefret dolu bir haldedirler. Gözleri bunu gösterecektir, burunları bunu gösterecektir, yüzleri, yaşam tarzlarının ta kendisi bunu gösterecektir.

...

Karakterini değiştirmek kolaydır; esas iş bilincini değiştirmekte; bilinçli hale gelmekte, daha bilinçli, daha yoğun ve tutkulu bir şekilde bilinçli olmakta yatar. Bilinçli olduğunda öfkeli olmak imkânsızdır; açgözlü olmak imkânsızdır, kıskanç olmak imkânsızdır, hırslı olmak imkânsızdır.

Ve tüm öfke, açgözlülük, hırs, kıskançlık, paragözlük, şehvet kaybolur, onlarda mevcut olan enerji serbest kalır. Bu enerji senin saadetin olur. Artık o dışardan gelmiyor; artık o senin varlığının içinde, varlığının özündeki en derinlerdeki yerlerde gerçekleşiyor.

Ve bu enerji senin için müsait olduğunda, sen almaya açık bir alan haline gelirsin, bir çekim alanı haline gelirsin. Bir çekim alanı haline geldiğinde, bilinçaltın tarafından gereksiz yere heba edilen enerjiler toplanıp, içinde bir havuz oluşturduğunda ahreti kendine çekersin. Bir enerji gölü haline geldiğinde, yıldızları cezp edersin, ahreti cezp edersin, cennetin kendisini cezp edersin.

Ve bilincinin ahretle buluşma noktası saadettir, hakiki mutluluktur. O mutsuzluğu hiç bilmez, o saf mutluluktur. O ölümü hiç bilmez, o saf yaşamdır. O karanlığı hiç bilmez, o saf ışıktır ve onu bilmek amaçtır.

COŞKU - GANJ YAYINLARI 

 
Eki12

Doğru Meditasyon

Meditasyonu doğru yapmanın yolu nedir? 

Doğru meditasyonu soruyorsun. İlk ve öncelikli iş içsel varlığını tüm düşüncelerden temizlemektir. İyi düşünceleri saklamak ve kötü düşünceleri atmak söz konusu değildir. Bir meditasyoncu için tüm düşünceler sadece çöptür; iyi ya da kötü olması söz konusu değildir. Onların hepsi senin içinde bir yeri işgal ederler ve onlar işgal ettiği için senin varlığın tam olarak sessizleşemez. O yüzden iyi düşünceler kötü düşünceler kadar kötüdür; onlar arasında bir ayrım yapma. Bırak kurunun yanında yaş da yansın!

Meditasyon tam sessizliğe, öylesine derin bir sessizliğe ihtiyaç duyar ki içinde hiçbir şey kıpırdamaz. Tam olarak meditasyonun ne olduğunu bir kez anladığında onu elde etmek zor değildir. Biz bu hakka doğuştan sahibiz; kesinlikle ona sahip olmaya muktediriz, ancak her ikisine birden sahip olamazsın: zihne ve meditasyona.

Zihin bir rahatsızlıktır. Zihin normal bir delilikten başka bir şey değildir.

Zihnin ötesinde, hiçbir düşüncenin asla girmemiş olduğu, hiçbir hayal gücünün çalışmadığı, hiçbir rüyanın ortaya çıkmadığı, sadece olduğun, hiç kimse olmadığın bir hale gelmek durumundasın.

O bir disiplinden çok, bir anlayıştır. O çok şey yapmanı gerektirmiyor; aksine, meditasyonun ne olduğunu net bir şekilde anlamak dışında hiçbir şey yapmak zorunda değilsin. Bu anlayışın kendisi zihnin işleyişini durduracaktır. Bu anlayış tıpkı hizmetkârların, önünde birbirleriyle tartışmayı ya da birbirleriyle konuşmayı kestiği bir efendi gibidir; birden efendi evden içeri girer ve sessizlik vardır. Tüm hizmetkârlar bir şeyle meşgul olmaya başlar; en azından meşgul gibi görünürler. Sadece bir an önce hepsi tartışıyor ve kavga ediyor ve atışıyorlardı ve hiç kimse bir şey yapmıyordu.

Meditasyonun ne olduğunu anlamak, efendiyi içeri davet etmektir. Zihin bir hizmetkârdır. Efendi tüm sessizliği ile, tüm coşkusu ile içeri girdiğinde ansızın zihin kesin bir sessizliğin içine düşer.

Bir kez meditasyon haline eriştiğinde, aydınlanma sadece bir zaman meselesidir. Onu zorlayamazsın. Sadece bir bekleyiş, büyük bir özlem içerisinde;  neredeyse susuzluk, açlık gibi yoğun bir bekleyiş içinde olman gerekir. Tek bir söz bile değil...

Meditasyonda özlem, aydınlanma için bir susuzluk ve sabırlı bir bekleyiş halini alır; çünkü o, o kadar büyük bir olgu ve sen o kadar küçüksün ki ellerin ona ulaşamaz, o senin ulaşabileceğin bir yerde değil. O gelip seni kucaklayacaktır ama sen onu kendine getirmek için hiçbir şey yapamazsın. Sen çok küçüksün, enerjilerin çok küçük. Ancak ne zaman gerçekten sabırla ve özlemle ve tutkuyla beklersen o gelir. Doğru anda o gelir. O her zaman gelmiştir. 

KADIN / Ganj Yayınları

 

 
Sayfa 1 > 5
  • Google Bookmarks
  • Twitter
  • Facebook
  • Linkarena
  • Newsvine
  • reddit
  • StumbleUpon
  • Yahoo! Bookmarks

Kimler Çevirimiçi

Şuanda 328 konuk çevrimiçi

Giriş

İstatistikler

OS : Linux g
PHP : 5.2.17
MySQL : 5.5.40-36.1
Zaman : 00:27
Ön bellekleme : Etkisizleştirildi
GZIP : Etkisizleştirildi
Üyeler : 1737
İçerik : 1011
İçerik Tıklama Görünümü : 1520575

Son Konular

Çok Okunanlar

OSHO Etkinlikleri

OSHO MEDİTASYONLARI

Tüm meditasyonlara herkes katılabilir. Hiçbir ön koşul yahut hazırlık gerekmemektedir. Arzu eden katılımcılar masraflarımızı gidermeye katkıda bulunmak için maksimum on lira yardımda bulunmakta serbesttir. 
Tüm meditasyonların açıklamaları başlamadan evvel yapılmaktadır. Meditasyonlardan sonra tecrübeler üzerinde konuşmak ve soruları yanıtlamak için bir zaman ayrılmaktadır.

Web: http://www.ElmasTerapi.com/ 
Tel:  0534 - 228 91 28 
E-posta: stuemily@gmail.com
Meditasyonlar hakkında daha fazla bilgi: http://amritsangeet.com/osho-meditasyon/

Site Hakkında

Web sitemiz sevgili ustamız Osho'ya adanmıştır. Bilgelik asla sahiplikle bir arada bulunabilecek bir kavram değildir.Onun bilgeliğini paylaşmak ve hepimizin aracılığıyla çoğaltmak bizim mutluluğumuzdur. Sitedeki tüm içeriği arzu ettiğiniz şekilde paylaşabilirsiniz. Sadece sitemizi referans vermeniz etik olarak doğru olandır. Sadece hatırlatmak isteriz.  

WEB SİTELERİMİZ