30 Mayıs 2017, Salı
Önemli Haber

Evlilik Kurumu

Bunu anlamak çok basittir. Evlilik insan tarafından icat edilmiş olan en çirkin kurumdur. O doğal değildir; onun icat olunması sayesinde kadını kendi tekeline alabilirsin. Kadınlara, onlar sanki bir toprak parçasıymış veya kağıt paraymış gibi davranıyorsun. Kadınlar bir nesne haline indirgendi. Unutma ki, eğer bir insanı bir nesneye – bilinçsiz, farkında olmayan – indirgersen, sen de aynı statüye indirgeniyorsun; aksi takdirde iletişim kuramazdın. Eğer bir sandalyeyle konuşabiliyorsan, sen de bir sandalyesin. Evlilik doğaya aykırıdır. Sen sadece senin elinde olan şu an hakkında emin olabilirsin. Yarınla ilgili tüm sözler yalandır; ve evlilikse tüm hayatınız boyunca birlikte kalmak, birbirinizi sevmek, son nefesinize kadar birbirinize saygı duymak için verdiğiniz bir sözdür. Pek çok çirkin şeyi icat etmiş olan şu din adamları sana evliliğin cennetten çıkma olduğunu söylüyor. Cennetten çıkma hiçbir şey yoktur; cennet yoktur. Doğayı dinlersen, sorunların, soruların buhar olup gidecektir. Sorun şudur: Biyolojik olarak erkek kadına çekim hisseder, kadın erkeğe çekim hisseder; ancak, bu çekim sonsuza kadar aynı kalamaz. Sen ulaşmak istediğin bir şeyi cazip buluyorsun. Güzel bir kadın, güzel bir erkek görürsün; seni cezbeder. Bunda yanlış hiçbir şey yok.

Kalbinin daha hızla attığını hissedersin. Bu adamla ya da kadınla birlikte olmak isterdin ve bu çekim o kadar güçlüdür ki, o an bu kadınla sonsuza kadar yaşamak istediğini düşünürsün. Sevgililer birbirlerini kandırmaz, onlar doğruyu söylüyor. Ancak, bu gerçek o ana aittir. Çşıklar birbirlerine, “sensiz yaşayamam” dediklerinde birbirlerini kandırmıyorlar, gerçekten bunu kastediyorlar. Ama onlar hayatın doğasını tanımıyorlar. Yarın aynı kadın çok da güzel gözükmeyecek. Günler geçtikçe kadın ve erkek, her ikisi de hapsolmuş hissedecekler. Birbirlerinin coğrafyalarını tamamıyla tanımış durumdalar. Başlangıçta o keşfedilecek bilinmeyen bir topraktı, artık keşfedilecek bir şey yok. Ve aynı sözcükleri tekrarlamak ve aynı eylemleri tekrar edip durmak mekanik ve çirkin gelir. Bu yüzden tutku nefrete dönüşür. Kadın senden nefret eder çünkü aynı şeyi yapmaya devam edeceksin. Senden kaçınmak için kocası eve girdiği an yatağa gitmesi, başının ağrıması gerekir. Bir şekilde aynı şeyin içine girmek istemez. Ve erkek ofiste sekreteriyle oynaşıyor; şimdi o bilinmeyen bir topraktır. Bana göre bu tamamen doğanın kendisidir.

Doğal olmayan şey din adına, Tanrı adına tüm hayatları boyunca insanları esir alıyor. Daha iyi, daha akıllı bir dünyada, insanlar sevecek ama hiçbir sözleşme yapmayacaktır. Bu, iş dünyası değil. Birbirlerini anlayacaklar ve hayatın değişken akışını kavrayacaklar. Birbirlerine karşı dürüst olacaklar. Sevgilisinin artık onun için coşku duymadığını hissettiği an, erkek ayrılma vaktinin gelmiş olduğunu söyleyecek. Evliliğe gerek yok; boşanmaya gerek yok. O zaman dostluk mümkün olacak. Bana niçin erkekler ve kadınlar arasında dostluğun mümkün olmadığını soruyorsun… Tutuklayanla tutuklu arasında dostluk mümkün değildir. Dostluk, toplumun, medeniyetin, kültürün esaretinden tamamıyla özgürleşmiş, yalnızca kendi özgün doğasına göre yaşayan eşit insanlar arasında kurulur. Kadına, “Tatlım, balayı bitti,” demek ona hakaret etmek değildir. Eğer kadın, “Artık bazı şeyler güzelliğini yitirdi. Köprünün altından çok sular aktı. Mevsim değişti, aramızdaki bahar artık yok; çiçekler açmıyor, kokular yayılmıyor. Ayrılma vakti geldi,” derse bu bir hakaret değildir. Ve yasal evlilik bağı olmadığı için boşanma sorunu da yoktur. Çzel hayatına devletin, mahkemenin ve kanunların karışması çirkindir; onlardan izin almak zorundasın. Onlar kim oluyor? Bu, iki birey arasındaki bir meseledir, onların özel hayatıdır. Kocalar değil, karılar değil; sadece dostlar olacak. Sadece dostluk olursa, tabii ki tutku nefrete dönüşmeyecek. Tutkunun kaybolmaya başladığını hissettiğin an hoşçakal diyeceksin ve bu anlaşılacak. Acı bile duysan, yapılacak hiçbir şey yok; hayat böyle. Ancak; insan, toplumları, kültürleri, medeniyetleri, kanunları, kuralları yarattı ve tüm insanlık doğallığını yitirdi.

Bu yüzden kadınlar erkeklerle dost olamazlar. Ve erkekler ve kadınlar karı ya da koca olurlar ki bu, kesinlikle çirkin bir şeydir; birbirlerini sahiplenmeye başlarlar. İnsanlar nesne değiller, onlara sahip olamazsın. Karının güzel olduğunu hissedersem ve ona yaklaşırsam kızarsın, kavga etmeye hazır olursun çünkü senin malına el uzatıyorum. Hiçbir eş kimsenin malı değildir, hiçbir koca kimsenin malı değildir. Nasıl bir dünya yarattın? İnsanlar mülkiyete indirgeniyor; o zaman da kıskançlık, nefret olur. Sen kendin de komşunun karısını arzuladığını biliyorsun. Doğaldır ki karın hakkında da tahminlerin vardır. Karın gayet iyi biliyor ki başka birisini arzuluyor ama kocası yüzünden bu kişiye yaklaşamıyor. O elinde bir silahla bekliyor. Aşkın nefrete dönüşmesi kaçınılmazdır ve yaşam boyunca nefret birikmeye devam eder. Ve bu nefretin içinden güzel çocukların doğacağına inanabiliyor musun? Onlar sevgiyle değil, görev bilinciyle doğuyor. Kendini kullandırtmak karının görevidir. Gerçeği söylemek gerekirse, evli kadınlar ve orospular arasında hiçbir fark yoktur. Aradaki fark, kendi arabana sahip olmanla taksiyle gitmen arasındaki fark kadardır. Bir orospu bir kaç saatliğine satın alınır; eşler uzun süreli ilişkilerdir, daha ekonomiktir. Kraliyet ailelerinde, asil kan dışındaki evliliğe izin verilmez. Statü, para, güç… İlişkinin maddi çıkarlara bağlı olduğu koşullar altında kimse kimseyi sevemez. Sen para kazandığın için kadın sana bağımlıdır. Ve asırlar boyunca erkekler, kadınların eğitilmesine, iş hayatına girmesine, meslek sahibi olmasına; kadın kendi maddi koşullarına, kendi banka hesabına sahip olursa onu bir nesneye indirgeyemeyecekleri için izin vermediler. O sana bağımlı olmak zorunda. Ve zannediyor musun ki sana bağımlı olan birisi seni gerçekten sevebilecek? Her kadın kocasını öldürmek ister. Onu öldürmeyecek olması ayrı bir konudur. Çünkü onu öldürürse ne yapacak? O eğitimsizdir, toplumda tecrübesi yoktur, para kazanma şansı yoktur.

Koca – istisnasız her koca – bu kadından kurtulmak ister. Ancak, ondan kurtulamaz. Çocuklar vardır ve bizzat kendisi bu kadına, binlerce kez onu sevme sözü vermiştir. İşine giderken kadını öper. Onda sevgi yoktur, sadece iskeletler birbirine değiyor, kimse mevcut değil. İnsan kadın ve erkek arasında dostluğun mümkün olmadığı bir toplum yaratmıştır. şunu unutma, dostluk o kadar kıymetli bir şeydir ki sonucu ne olursa olsun karın bile olsa, kocan bile olsa onunla dost kal ve birbirinize tam ve kesin özgürlük verin. Ben bir sorun görmüyorum. Eğer bir kadını seversem ve bir gün bana, başka birisine aşık olduğunu ve çok mutlu hissettiğini söylerse mutlu olacağım. Onu seviyorum ve onun mutlu olmasını istiyorum; sorun nerede? Ona her şekilde yardımcı olacağım ki, bu sayede o daha da mutlu olabilsin. şayet o başka birisiyle daha mutlu olabiliyorsa, beni üzen şey nedir? Canını acıtan şey senin egondur; o, senden daha iyi olan birisini bulmuştur. Daha iyi olması gerekmiyor, senin şöforün bile olabilir; bu sadece küçücük bir değişiklikten ibarettir. Ve şayet birbirinize tam özgürlük verirseniz, muhtemelen tüm hayatınız boyunca veya ebediyen beraber kalabilirsiniz çünkü birbirinizden kurtulmak için bir neden yok. Evlilik diğerinden kurtulma ihtiyacını doğurur çünkü özgürlük kaybedilmiştir ve özgürlük, insan yaşamındaki en yüksek değerdir. Tüm çiftleri özgür bırak ve şaşıracaksın, bu dünya bir cennete dönüşecek.

Başka problemler vardır. Çocukların var; çocuklara ne olacak? Benim cevabım, çocukların anne babalarına ait olmaması gerektiğidir, onlar komüne ait olmalı. O zaman sorun yoktur. Ebeveynler çocuklarla buluşabilir, çocukları davet edebilir, çocukları ile dost olabilirler; ne de olsa çocuklar onlara bağımlı değildir, komüne aittir. Ve bu, pek çok psikolojik sorunu ortadan kaldıracaktır. Eğer bir çocuk sadece annesini tanırsa, annenin kişiliği onun üzerinde iz bırakır. Artık hayatı boyunca annesi gibi bir kadın bulmaya çalışacaktır ve böyle bir kadını asla bulamayacaktır. Bir kız asla tamamen babasının kopyası bir erkek bulamayacaktır. O zaman hiçbir kadınla, hiçbir erkekle tatmin olamazsın. Ancak, çocuklar komüne ait olursa, pek çok amcayla ve pek çok teyzeyle temas kuracaklardır; zihinlerinde tek bir resim taşımayacaklar. Belli belirsiz bir kadınlık ya da erkeklik fikrine sahip olacaklar ve bu fikre komündeki pek çok insanın katkısı olacak; o çok boyutlu olacak. Birisini bulma olasılığı olacak. Çünkü belli belirsiz bir fikrin var. Birisini bulabilirsin ve bu kişi, belirsiz fikrini somutlaştırıp bir gerçeğe dönüştürebilir. şimdi senin içinde somut bir fikrin var ve belli belirsiz bir kişi ile tanışıyorsun. Er ya da geç hayal kırıklığı olacak. Ve komüne ait olan çocuklar daha çok öğrenecek, daha cana yakın olacak ve her türlü etkileşime daha açık olacak. Daha zengin olacaklar. Bir çift tarafından yetiştirilen bir çocuk çok yoksuldur.

O, değişik zihinlere, farklı güzelliklere sahip milyonlarca insanın olduğunu bilmez. Eğer bir çocuk komünün içinde dolaşırsa, doğal olarak, çok daha zengin olacaktır. Ve birisiyle uzun bir dostluk olasılığına yönelmeden önce çok şeyi biliyor olacak. şu an olan şey ne? Kumsalda bir kız görüyorsun ve aşık oluyorsun. Onu hiç tanımıyorsun, onun sadece makyajını tanıyorsun. Ertesi sabah uyanıp makyaj silinmiş olduğunda, “Aman Allahım! Ne yaptım ben? Bu, benim evlendiğim kadın değil; bu başka birisi!” diyeceksin. Ama verdiğin sözün tersini yapamazsın. Yapsan bile, seni hizaya getirmek için devlet vardır, mahkemeler vardır. Bu çok çirkin, hastalıklı bir durum. İnsanlara, birbirlerini – mümkün olduğunca çok insanı – tanıma özgürlüğü verilmelidir çünkü herkes eşsizdir ve karşılaştırılamazlar. Bırak çocuk olabildiğince çok kaynaktan içsin ve birlikte yaşayacağı doğru insanın kim olacağı hakkında içgörü sahibi olsun. Kimse aşık olmayacak; herkes bilinçli bir şekilde “Bu, aradığım insan,” diye karar verecek. O kadar çok insan tanımıştır ki, sevdiği özelliklere, niteliklere sahip olan insanın kim olduğunu anlar. Ve o zaman da olacak tek şey dostluktur. Korku yoktur. Yarın işler değişirse, bunun bir mahsuru yoktur. Toplum rutin bir şekilde, sabitleşmiş bir şekilde – statik, durağan – yaşamamalıdır; hareket halinde bir akış olmalıdır. Bir kadın sana belli bir coşku veriyorsa, bir başka kadın sana bambaşka bir coşku verebilir.

Bir üçüncü kadın bir süpriz olacaktır. O halde, fakir kalmak niye? Sırf İsa “Kutsanmış olanlar yoksullardır,” dediği için mi? Her boyutta zengin ol ve kendini açık ve ulaşılabilir tut. Ve kiminle beraber olursan ol, şunu net bir şekilde anlarsın: “Aramızdaki evlilik belgesi değil, özgürlüktür. Biz özgür olarak, gelecek için bir vaatte bulunmadan buluşuyoruz çünkü kim geleceği bilebilir ki?” Çniversitede öğrenciyken, son yüksek lisans dersimdeki bir kız benden çok hoşlanmıştı. Güzel bir kızdı; ama o zaman ben kızlarla ilgilenmiyordum. Tanrı’yı delicesine arıyordum! Sınavlardan sonra, üniversiteden ayrılırken… Beklemişti, bunu biliyordum; ona yakınlaşmamı bekleyip durmuştu. Normal olan budur: Erkek, kadına yaklaşır; kadının erkeğe yaklaşması zarif değildir. Garip bir fikir… Anlamıyorum. Kim yaklaşırsa, o zariftir. Kim başlatırsa, aslında cesur olan odur. Çniversiteden ayrılırken bana, “Artık hiç şans kalmadı,” dedi. Beni bir köşeye çekti ve “İki yıldır sürekli seni bekledim durdum. Bir ömür boyu seninle birlikte olamaz mıyız? Seni seviyorum.” dedi. Ben de, “Eğer beni seviyorsan, lütfen beni yalnız bırak. Ben de seni seviyorum; bu yüzden ben de seni yalnız bırakıyorum. Çünkü aşk adına neler olup bittiğini biliyorum. İnsanlar zincirlenip tutsak oluyorlar; tüm sevinçlerini kaybediyorlar. Yaşam çekilmez hale geliyor. Sana gitmeden son tavsiyem bu: Asla kimseye bir ömür boyu tutunmaya çalışma.” dedim.

Eğer iki insan kendi iradeleriyle bugün beraberlerse, bu yeter de artar bile. Eğer yarın tekrar beraber olmak isterlerse, iyi. İstemezlerse, bu onların özel meselesidir. Kimse müdahale edemez. şu ana kadar hep çocuk sorunu ortaya çıkıyordu. Benim cevabım, çocukların komüne ait olmaları gerektiğidir. Ebeveynleri beraber de olsa, ayrı da olsa, çocuklar istediklerinde onlara gider. Ve ebeveynlerinden sevginin özgürlük olduğunu, esaret olmadığını öğrenirler. Ve komünde yaşayıp, farklı insanların farklı özelliklerini tatmalı ve keyfini çıkarmalılar. Karar verecekleri an geldiğinde de, aptal aşık durumuna düşmezler; düşünülmüş, tartılmış, üstünde meditasyon yapılmış bir karar olur. Belki ömürleri boyunca beraber kalma ihtimali olabilir. Aslında özgürlük olursa, ihtimal de daha büyük olur; daha çok insan beraber kalır. Evlilik ortadan kalkarsa, boşanmalar da otomatik olarak yok olur. Boşanma, evliliğin bir yan ürünüdür. Bu basit gerçeğin kimse altını çizmiyor. Niçin asırlardır orospular olmuştur? Onları kim yarattı? Bu zavallı kadınlardan kim sorumlu? Evlilik kurumudur sorumlu olan. Karından sıkıldın; sırf değişiklik olsun diye, sana bağımlı olmayacak bir kadınla beraber olmak istiyorsun. Çünkü evlenmek için bir tane yeter; iki tanesi çok fazla olacaktır. Geçici, birkaç saatliğine bir beraberlik. Kendini birkaç saatliğine sevgi dolu tutabilirsin. O da, kendini birkaç saat için sevgi dolu tutabilir.

Çstelik bundan para da kazanıyor. Dünyanın dört bir tarafında milyonlarca kadın bedenlerini satar hale düşürülmüştür. Bunu kim yaptı? Politik liderlerin, dinî liderlerin. Ben bu insanların suçlu olduğu kanaatindeyim. Ve sıradan suçlular da değiller, çünkü tüm insanlık asırlardır bu birkaç aptal yüzünden acı çekiyor. Ama işe kendinle başlamak zorundasın; başka hiçbir yol yok. Eğer birisini seviyorsan, ikinizi bağlayan tek şey özgürlük olmalı. Ve eğer kadınını, yarın bir başkasına sarılırken görürsen kıskanman için bir neden yok. Zenginleşiyor, biraz yeniliği tadıyor. Arada bir değişiklik için Çin lokantasına gidersin ya, onun gibi. İyi bir şey bu. Kendi yemeğine geri döneceksin ama Çin lokantası sana yardım etti; kendi yemeğinin tadını daha çok almanı sağladı. Belki de kendi yemeğini daha çok beğendini fark ettin. Ama birkaç gün sonra da – zihin böyledir – bir İtalyan lokantasına yönelir … spagetti zamanı! Hayat o kadar basit ve güzel ki; sadece tek bir şey eksik: Çzgürlük. Eğer karın başka insanlarla beraberse, çok geçmeden yeni bir anlayışla ve zenginleşmiş olarak sana geri dönecek. Ve sende daha önce hiç görmediği bir şey bulacak. Ve bu arada, senin de evde koltuğunda oturup başını yumruklamana gerek yok. Sen de deneyim kazanıyorsun, böylece, kadının sana geri döndüğünde sen de yenilenmiş olacaksın. Sen de bu arada Çin lokantasına gittin. Yaşam bir sevinç, bir kutlama olmalı. Ancak o zaman kadınla erkek arasında bir dostluk olabilir. Aksi takdirde, düşman kardeşler olarak kalacaklar.

Hakkında

Bir de buna bakmaya ne dersiniz?

Seksin ruhsallığı

Şu yirminci yüzyıl insanları bile seks hakkında büyük bir cehalet içinde yaşamaktadır. Hatta senin daha …

Bir yorum var

  1. çox savadsız yanaşmadır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir