29 Haziran 2017, Perşembe
Önemli Haber

Şimdiye Kadar Olmuş En Büyük İlim: Tantra

abstract-634947_960_720Aşk her ikisidir de. O zenginlik ve acı; ıstırap ve coşkunluk doludur. Çünkü sevgi yeryüzü ve gökyüzünün, bilinen ve bilinmeyenin, gözle görünen ve görünmeyenin buluşmasıdır. Aşk madde ile bilinci ayıran sınırdır; daha aşağıdaki ve daha yukarıdakini ayıran sınırdır. Sevginin yeryüzünde kökleri vardır; bu onun acısı, onun ıstırabıdır. Ve sevginin gökyüzünde dalları vardır; bu onun coşkunluğudur. Aşk tek bir olay değildir, ikilidir. İki kutupluluk arasına gerilmiş bir halattır. Bu iki kutuplu- luğu anlaman gerekiyor; birisi cinsellik, diğeri de duadır. Aşk, cinsellik ve dua arasına gerilmiş bir halattır; bir kısmı cinsellik, bir kısmı duadır. Cinsellikle ilgili kısım pek çok ıstırabı da beraberinde getirir, duaya ait olan kısımsa pek çok neşeyi getirecek. Bu yüzden sevgiden vazgeçmek zor çünkü vazgeçerken kişi, gelen neşeden de vazgeçileceğinden korkar. Kişi onun tamamen içinde de olamaz çünkü tüm bu acılar sana, ondan vazgeçmeni tekrar ve tekrar hatırlatır. Bu, aşığın ıstırabıdır; aşık, bir gerilim içinde yaşar, bölünmüştür. Sorununu anlayabiliyorum. Bu, bütün aşıkların temel sorunudur çünkü aşk ikisini de getirir, pek çok diken ve pek çok çiçek, ve bunların ikisi de bir araya gelir. Aşk bir gül ağacıdır. Kişi bu dikenleri istemez, kişi gül ağacının sırf çiçek olmasını, hiç diken olmamasını ister ama onlar bir araya gelir, onlar tek bir enerjinin yüzleridir. Ama ben sana sevgiden vazgeç demiyorum, ben sana kendini ayır demiyorum. Sana söylediğim şey şu: Bunu daha, daha fazla dua ile dolu bir hale getir. Benim tüm yaklaşımım dönüşüm üzerine, vazgeçme üzerine değil. Beni yanlış anlamış olmalısın. Ben cinselliğe karşı değilim, ben tamamen cinselliği bir duaya dönüştürmekten yanayım. En alttakine en üstteki sahip olabilir, böylece bunun acısı ortadan kalkar. Cinsellikte ne tür acı var? Çünkü bu sana hayvanlığını anımsatıyor; işte acı bu. Sana geçmişi hatırlatıyor, sana biyolojik tutsaklığını anımsatıyor, sana özgür olmadığını, doğanın sana verdiği içgüdülerin köleliği altında olduğunu; doğadan bağımsız olmadığını, iplerinin doğa tarafından oynatıldığını, senin sadece bilinmeyen, bilinçsiz güçlerin elinde bir kukla olduğunu anımsatıyor. Cinsellik bir aşağılanma gibi hissedilir. Cinsellikte haysiyetini kaybediyor gibi hissetmeye başlarsın; acı da buradan gelir. Ve tatmin çok anlıktır; eninde sonunda her zeki insan doyumun anlık olduğunu ve bunu acılı uzun gecelerin takip ettiğini anlayacak. Coşkunluk sadece bir meltem gibi gelir ve gider, ve seni çöl ortasında, tamamen sinirli ve hayal kırıklığına uğramış bir durumda bırakır. Çok fazla umut ettin; içgüdüsel yanın, sana çok fazla vaatte bulundu ve hiçbir şey teslim edilmemiş durumda. Aslında seks, doğanın kendini devam ettirme stratejisidir. Bu, senin üremeye devam etmeni sağlayan mekanizmadır, yoksa insanlar ortadan kaybolacak. Cinselliğin artık bir içgüdü olmadığı ve kendi iradenle sekse kalkışıp kalkışmamak konusunda özgür olduğun bir insanlık düşün. O zaman bunların hepsi çok anlamsız gözükecek, bunların hepsi çok saçma gözükecek. Sadece düşün; eğer seni çeken içgüdüsel bir güç yoksa, kimsenin seks konusuna girmeye hazır olacağını zannetmiyorum. Kimse rızasıyla yapmaz; kişi isteksizce, direnerek buna girer. Eğer farklı hayvan ve böcek türlerinin cinsel tutumlarını okuyup üzerinde çalışırsan, fazlasıyla hayrete düşeceksin: Bu iş türlere bırakılmış olsaydı nasıl yapılabilecekti? Çrneğin erkeği dişiyle sevişirken, dişisinin erkeği yemeye başladığı örümcekler var. Aşk bittiği zaman, erkeğin de işi bitiyor! şimdi bu örümceklerin seçim özgürlüğü olduğunu düşün: Dişiyi gördükleri anda, gidebildikleri kadar uzağa kaçacaklardır. Bunu bile bile, neden intihara teşebbüs etsinler? Diğer erkek örümceklerin aynı şekilde ortadan kaybolduğunu görmüşler – bu her gün oluyor – ama içgüdü onları ele geçirdiğinde, sadece onun kölesi olurlar. Titreyerek, korkarak, bunun son olduğunu bile bile yine de sevişirler. Erkek orgazm olurken, dişi onu yemeye başlar. Dişi tahtakurusunun bedeninde bir açıklık yoktur, o yüzden onunla sevişmek çok zordur. Erkek böcek öncelikle, onda bir delik açmak zorundadır. Dişi tahtakurusunun bir bakire olup olmadığını kolayca görebilirsin, çünkü seviştiği her seferinde bir yara izi kalır – bu gerçekten de becerilmek anlamına geliyor! – ama dişi kendi arzusuyla buna izin verir. Bu ona acı verir ve hayatına dönük bir tehlike var çünkü eğer erkek yanlış bir yerde delik açarsa ölecektir; ortada aptal erkekler de var! Ama risk yine de üstlenilmek zorundadır; riski kabul ettiren böyle bilinç dışı bir güç söz konusudur. Eğer seks senin kararına kalmış olsaydı, insanların buna kalkışacaklarını hiç zannetmiyorum. İnsanların toplumdan, insanlardan saklanarak sevişmelerinin nedenleri vardır: Çünkü seks çok gülünç gözüküyor. Herkesin içinde sevişerek, diğer insanların bu gülünçlüğü göreceğini biliyorsun, sen kendin de bunun gülünç olduğunu biliyorsun. Kişi kendini, insanlık seviyesinin altına düşüyor gibi hisseder; büyük acı orada, sen geriye doğru sürükleniyorsun. Ama o, birkaç dakika süren, tamamlanmış bir saflık ve neşe ve masumiyet de getirir. Geriye hiç zaman kalmamışken, aniden, birkaç dakikalık bir zamansızlık duygusu getirir. Birkaç dakikalık bir egosuzluk da getirir, derin orgazmik kasılma içindeyken ego unutulur. Sana Tanrı’nın birkaç görüntüsünü verir, bu yüzden de vazgeçilebilir değildir. İnsanlar bundan vazgeçmeye çalıştı. Asırlardır keşişler – onun çok aşağılayıcı, insanoğlunun onuruna çok aykırı olduğu gibi temel bir neden yüzünden – bundan vazgeçmeye çalışıyor; böyle bilinçsiz bir içgüdünün etkisi altında olmak, insanlıktan çıkartıcı, moral bozucudur. Keşişler bundan vazgeçtiler, dünyayı terk ettiler ama hayatlarındaki tüm neşe de ortadan kayboldu. Çok ciddi ve üzgün bir hale geldiler, intihara yöneldiler. şimdi hayatlarında herhangi bir anlam göremiyorlar, tüm hayat anlamsızlaştı. Sonrasında, sadece ölümün gelip onları almasını bekliyorlar. Bu hassas bir problem, nasıl çözmeli? Keşişler bunu çözemedi. Tam tersine, dünyada çok sayıda sapıklık yarattılar. Senin sözde azizlerin tarafından lanetlenen sapıklıkların hepsi, bu aynı insanlar tarafından yaratıldı. Eşcinsellik fikri, ilk olarak manastırlarda ortaya çıktı çünkü erkekler bir arada, kadınlardan uzakta ve ayrı tutuluyorlardı ve kadınlar da bir arada, erkeklerden uzakta ve ayrı tutuluyordu. Bin yıldır içeri hiçbir kadının girmediği Katolik manastırlar var. Altı aylık küçük bir bebeğin bile girmesine izin verilmiyor. Bu düşüncenin kendisi bile çok korkunç gözüküyor. O keşişler gerçekten de çok tehlikeli olmalı; altı aylık bir kızın bile manastıra girmesine izin verilmiyor. Bu neyi gösterir? Nasıl bir korku! Nasıl bir paranoya! Doğal olarak keşişler bir araya gelir ve sonra içgüdüleri yeni yollar yaratmaya başlar, sapıklıklar icat etmeye başlar; eşcinsellere dönüşürler. Eşcinsellik aslında oldukça dinseldir; o, dinin bir yan ürünüdür. Din dünyaya birçok şey verdi; eşcinsellik bunlardan biridir. Tüm sapıklıklar… şimdilerde hiç şeytanla sevişen bir kadın olduğunu duymuyorsun; şeytan aniden kadınlara karşı olan tüm ilgisini yitirmiş gibi! şeytan diye bir şey yok. Ama kadınları aşka düşme, aşık olma olasılıklarının hepsinden uzak tutarsan, bu sefer zihin kendi yansımalarını yaratmaya başlar ve bu yansımalar tabii ki çok çok renkli olacaktır. Ve tüm bu yansımalar gerçekleşir, onlardan kaçınamazsın. Yani keşişler ve rahibeler problemi çözmeyi başaramadı, onlar her şeyi daha da karmaşık bir hale getirdi. Dünyevi kişi, şehvetli, zevk düşkünü kişi de onu çözemedi. Çzücü bir şekilde acı çekiyor, tüm hayatı bir acı. Umut etmeye devam ediyor, bir umuttan diğerine ve her umutta başarısız oluyor. Ve yavaş yavaş büyük bir umutsuzluk varlığına yerleşiyor. Benim yaklaşımım ne dünyevi ne de öteki dünyadan. Benim yaklaşımım bir şeyi reddetmek değil, kullanmak. Benim anlayışıma göre sana verilen her şey kıymetli. Onun değerini bilebilirsin, onun değerini bilmeyebilirsin ama o kıymetli; eğer öyle olmasaydı, varoluş onu sana vermezdi. O yüzden onu dönüştürmenin yollarını bulmalısın. Daha çok dua dolu bir şekilde sevişmeli, cinselliğini daha sevgi dolu yapmalısın. Yavaş yavaş, seks kutsal bir faaliyete dönüştü- rülmeli, yükseltilmeli. Cinselliğin seni hayvansılığın bataklığı içine çekmesi yerine, sen cinsel- liği yukarı çekebilirsin. Seni aşağı çeken enerji yukarı da çekebilir ve aynı enerji seni kanatlandırabilir. Onun müthiş bir gücü vardır, kesinlikle o, dünyadaki en güçlü şeydir çünkü tüm hayat ondan kaynaklanır. Eğer bir çocuk, yeni bir hayat doğurabiliyorsa, eğer yeni bir hayatı var ediyorsa, onun potansiyelini hayal edebilirsin: O sana da yeni bir hayat getirebilir. Dünyaya yeni bir çocuk getirebildiği gibi, seni de yeniden doğurabilir. İsa Nikodemus’a “Tekrar doğmadıkça – tekrar doğmadıkça, kendini doğurmaya muktedir olmadığın sürece – Tanrı’nın egemenliğine giremezsin,” derken demek istediği şey budur; yeni bir vizyon, enerjilerine yeni bir nitelik, enstrümanına yeni bir akort demektir. Senin enstrümanın muhteşem bir müzik taşıyor ama onun nasıl çalınacağını öğrenmek zorundasın. Cinselliğin yüce bir meditasyon sanatına dönüşmesi gerekiyor. Bu, Tantra’nın dünyaya olan katkısıdır. Tantra’nın katkısı en yüce olanıdır çünkü sana, en alttakini en yükseğe dönüştür- menin anahtarlarını verir. Sana, çamuru nilüfere dönüştürmenin formüllerini verir. Bu, şimdiye kadar olmuş en büyük ilimlerden biridir ama ahlakçılar ve bağnazlar ve sözde inançlı kişiler yüzünden Tantra’nın insanlara yardım etmesine izin verilmedi. Onun yazıtları yakıldı, binlerce Tantra ustası öldürüldü, diri diri yakıldı. Geleneğin hepsi neredeyse tamamen yok edildi, insanlar saklanmaya zorlandı. Ama politikacılar ve din adamları her zaman bir komplo içinde oldular. Onlar insanların dönüşmesini istemezler, çünkü dönüşmüş insanlar artık onların egemenliği altında değildir. Dönüşmüş insanlar özgür, serbest olurlar; dönüşmüş insanlar o kadar farkında ve o kadar zeki bir hale gelirler ki, politikacılarla din adamlarının tüm oyunlarının gerisinde yatanı görebilirler. Onlar hiç kimsenin takipçisi değillerdir; sonra onlar tamamen yeni türde bir hayatı, kalabalıkların yaşadığı hayatı değil, bireyin yaşadığı hayatı yaşamaya başlarlar. Onlar aslana dönüşürler, artık koyun değillerdir. Ve politikacılar ve din adamları her insanın bir koyun olarak kalmasına uğraşır. Ancak o zaman çoban, lider, büyük bir lider olabilirler. Lidermiş gibi yapan vasat ve aptal insanlar, ama bu ancak insanlığın tamamı zeka olarak çok düşük bir seviyede kaldığında, bastırıl- dığında mümkündür. şimdiye kadar sadece iki deneme yapıldı. Bunlardan biri isteklere düşkün olmak konusun- daydı ve başarılı olamadı; şimdi Batı’da tekrar deneniyor ve yine başarısız, tamamen başarısız olacak. Ve diğeri ise vazgeçmek; bu da Doğu’da ve ayrıca Hıristiyanlar tarafından Batı’da denendi. Bu da başarısız, tamamen başarısız oldu. Yeni bir deneme yapmaya ihtiyaç var, acilen ihtiyaç var. İnsan büyük bir kargaşanın, büyük bir şaşkınlığın içinde. Nereye gitmeli? Kendisiyle ne yapmalı? Cinsellikten vazgeçmeni söylemiyorum, onu dönüştürmeni söylüyorum. Sadece biyolojik olarak kalmamalı; ona ruhsallık da kat. Sevişirken aynı zamanda meditasyon da yap. Sevişirken dua ile dolu ol. Aşk sadece fiziksel bir faaliyet olmamalı; ruhunu onun içine akıt. Sonra yavaş yavaş acı kaybolmaya başlar ve acının içindeki enerji serbest kalır, giderek daha fazla bir kutsamaya dönüşür. Sonra ıstırap coşkunluğa dönüşür. “Çşık oldum ve çok acı çektim,” diyorsun. Kutsanmışsın. Gerçekten fakir olan insanlar, asla aşık olmamış ve hiç acı çekmemiş kişi- lerdir. Onlar yaşamadılar bile. Çşık olmak ve aşk içinde acı çekmek iyidir. Bu, ateşin içinden geçmektir; saflaştırır, sana anlayış verir, seni daha uyanık yapar. Bu, kabul edilmesi gereken bir meydan okumadır. Bu meydan okumayı kabul etmeyenler metanetsiz olarak kalır. “Çşık oldum ve çok acı çektim ama yine de bir şekilde bir aşk ilişkisinden eninde sonunda derin bir tatmin elde edeceğime ilişkin hayalimden vazgeçmek istemiyorum. Bu kadar zengin ama bu kadar da acı dolu bu bağlılığın ötesine nasıl geçebilirim?” diyorsun. Ben sana aşkını bırakmanı söylemiyorum, ben sana sadece bir gerçeği, bunun sana nihai mutluluğu getirmeyeceğini söylüyorum. Bir şeylerin doğasını değiştirmek benim ellerimde olan bir şey değil. Ben sadece bir gerçeği ifade ediyorum. Benim ellerimde olsaydı, senin aşk içinde nihai mutluluğa sahip olmanı isterdim. Ama bu olmaz. Ne yapabiliriz? İki kere iki dört eder. Aşkın sana giderek daha derin tatminsizlikler getirmesi, hayatın temel bir kuralıdır. Aşk nihai olarak sana öyle bir hoşnutsuzluk getirir ki nihai sevgiliye özlem duymaya başlar, nihai aşk ilişkisini, gerçeğini aramaya başlarsın. Bu ancak defalarca başarısız olduğunda, defalarca sevip acı çektiğinde mümkündür ve çektiğin her acı sana giderek daha fazla bilinç, daha fazla anlayış getirir. Günün birinde aşkın sana sadece birkaç görüntü verebildiğini – bu görüntülerin iyi olduğunu, bu görüntülerin öteye ait olduğunu – ama sadece bunları verebildiğini; bundan daha fazlasının mümkün olmadığını anlarsın. Ama bu bile çok fazladır; bu görüntüler olmadan asla aramaya ve bulmaya çalışmazsın. Çşık olmamış ve acı çekmemiş olanlar asla arayan olmazlar, olamazlar; bunu hak etmemiş, buna layık hale gelmemişlerdir. Bir gün nihai aşk ilişkisini aramaya başlamak sadece aşıklara ait bir haktır. Çşık ol ve daha derin bir şekilde aşık ol. Acı çek ve daha derin bir şekilde acı çek. Bütünüyle aşık ol ve bütünüyle acı çek çünkü saf olmayan altın, bu şekilde ateşten geçerek saf altına dönüşür. Aşk ilişkilerinden kaçınman gerektiğini söylemiyorum; onların daha derinine git. Ben insan- lara aşk içine girmeleri konusunda yardım ediyorum çünkü aşkın eninde sonunda başarısız olacağını biliyorum. Eğer insanlar aşkın eninde sonunda başarısızlığa uğrayacağını kendi tecrübeleri ile öğrenmezlerse, gerçeği arayışları sahte olarak kalacaktır.

OSHO – Önce Kendini Tanı Sonra İlişki İste

Hakkında Osho

Bir de buna bakmaya ne dersiniz?

Kriterin Mutluluk Olsun

Asıl kriter, mutluluktur. Çünkü mutluluk sadece sana bağlıdır. Birçok rakip olduğu için başarısız olabilirsin. Sen sezginle …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir