30 Mayıs 2017, Salı
Önemli Haber

Tanrının krallığı nerededir ? Nedir ?

İsa sürekli Tanrı’nın Krallığından söz etti ve bu da çok fazla sorun yarattı. Kullandığı kelimeler sorun yarattı çünkü krallık kelimesi politiktir ve politikacılar bu durumdan korktu. İsa çarmıha gerildi çünkü politikacılar, “Bu adam yeryüzüne gelmekte olan bir krallıktan söz ediyor, bu adam ‘Ben o krallığın kralıyım’ diyor. Bu adam hükümeti devirecek bir devrim planlıyor. Bu adam başka bir krallık yaratmak istiyor!” diye düşündüler.

Kral, vali, resmi görevliler, rahipler, hepsi çok korktu. Ve bu adam çevresini etkileyen biriydi çünkü insanlar onu dinliyordu; insanlar onu sadece dinlemekle kalmıyordu; onu ne zaman dinleseler dönüşüyor, tutuşuyorlardı, tamamen yenilenmişlerdi, onlara bir şeyler olmuştu. Bu yüzden rahipler, vali Pontius Pilate, kral Herod, tüm hükümet ?hem laik hem de kutsal hükümet? bu adamdan korkar bir hale geldi. Tehlikeli birine benziyordu. Hiç bu kadar masum bir insan dünyaya gelmemişti ama yine de tehlikeli biri gibi gözüküyordu. Yanlış anlaşılmıştı.

Fakat bir İsa’nın yanlış anlaşılması her zaman mümkündür. Sorun onun senin dilini kullanmak zorunda olmasıdır çünkü başka bir dil yoktur. Söylediği her şeyi senin kelimelerinle söylemek zorundadır. Başka kelimeler yoktur ve senin kelimelerine çoktan aşırı anlam yüklenmiş durumda: Onlar zaten çok fazla anlam taşıyorlar, çok yüklü durumdalar. O sadece Tanrı’nın Krallığından, Cennetin Krallığından söz ediyordu. Ama ‘krallık’? Bu çok tehlikeli bir kelimedir. ‘Krallık’ kelimesi politik bir izlenim veriyor.

İsa bu dünyada bir asi değildi. O bir asiydi, büyük bir başkaldırandı ama içsel dünyada böyleydi. İçsel krallıktan söz ediyordu. Ama müritleri bile onun ne dediğinin farkında değildi. Bir ermişin yanına gittiğinde iki farklı boyutun karşılaşması söz konusu olur. Bu buluşma tıpkı gökyüzü ve yeryüzünün buluşması gibidir… Tam sınırdadır. Eğer güven varsa gökyüzüne uçabilirsin; güven yoksa yeryüzüne tutunup kalırsın. Eğer güven varsa kanatlarını açıp hareket edebilirsin ama güven yoksa yeryüzüne tutunursun. Bu adam sana bir tehlike yaratıyor. Cennetin Krallığı nedir? Ne tür bir krallıktır? Bu krallık bu dünyanın tamamen karşıtı, mutlak karşıtıdır. Ve İsa bunu defalarca açıklamış olmakla birlikte insanların anlamasını sağlamak zordur. İsa şöyle demişti, “Benim Tanrı krallığımda en fakir kişi en zengin olacak, sonuncu birinci olacak.” Tıpkı Lao Tzu gibi konuşmuştu, zaten Lao Tzu gibi bir adamdı. “Benim Tanrı krallığımda sonuncu birinci olacak.” En alçakgönüllü kişinin en öne çıkan, en fakirin en zengin kişi olacağını, hiç fark edilmeyen bir kişinin orada tanınacağını, her şeyin alt üst olacağını söylüyordu. Böyle olması gerekir.

Eğer bir nehrin yanına gidersen, nehir sakinse, dalgalar yoksa yansımana baktığında onun baş aşağı olduğunu görürsün. Bir yansıma her zaman alt üst durumdadır. Bu dünyada biz gerçekten baş aşağı durumdayız. Eğer düzeltilecek olursak da bu sefer her şey baş aşağı olacak gibi gözükür. Bir kargaşa durumuna ihtiyacımız var.

Buda bir dilenci oldu; dilenci bu dünyada en aşağı seviyedeki insandır. O bir kraldı ama Tanrı’nın Krallığı sonuncularındır. Bu dünyanın krallığını terk etti çünkü bu dünyanın krallığı sadece yararsız, anlamsız bir yüktür. Bunu taşırsın ama bu seni besleyen bir şey değildir. Seni yok eder. Bu bir zehirdir; gerçi o kadar yavaş bir zehirdir ki sen onu hissedemezsin.

Bir adam içki içiyormuş, o sırada yanından bir arkadaşı geçmiş ve “Ne yapıyorsun? O içtiğin seni yavaş yavaş öldürür,” demiş.

Adam, “İyi ya, benim de acelem yok zaten,” diye yanıt vermiş.

Hayat dediğin her şey yavaş bir zehirdir çünkü eninde sonunda ölümle sonuçlanır. Seni öldürür, asla başka bir şey yapmaz. Belki acelen yoktur ama bu zehrin özelliğini değiştirmez. Yavaş olabilir, senin acelen olmayabilir ama seni yine de öldürür. Bu dünyanın krallığı ölüme aittir ama Cennetin Krallığı sonsuz yaşama aittir. Bu yüzden İsa şöyle der, “Hazır olanlar, bana gelin. Size sonsuz hayat vereceğim.”

İsa bir köyden geçiyormuş. Susamış ve bir kuyuya gelmiş. Bir kadın kuyudan su çekiyormuş, İsa ona, “Susadım, bana içmek için biraz su ver,” demiş.

Kadın, “Ama ben alt tabakadan bir insanım, sana su vermem yasak, bunu yapamam,” demiş.

İsa, “Endişelenme. Bana su ver, karşılığında ben de sana su vereceğim; kendi kuyumdan. Onu bir kere içtikten sonra bir daha asla susamayacaksın,” diye yanıt vermiş.

Müritler, “Cennetin Krallığı NEYE BENZİYOR?” diye soruyor çünkü bilmediğimiz şeyleri ancak bir şeye ‘BENZETEREK’ anlayabiliriz. Bütün mitler işte bu yüzden ortaya çıkmıştır. Mitoloji bilmediğimiz ve zihnin bu hali ile bilemeyeceğimiz şeyleri bildiğimiz bir şey aracılığıyla açıklamaya çalışmaktır. Bilinmeyeni bilinen bir şey ile tanımlamaya çalışmak mittir; bulunduğunuz yer hakkında size bir anlayış verir.

Cennetin Krallığı doğrudan, hemen açıklanabilecek bir şey değildir. Bu olanaksızdır. Ona girmediğin sürece onunla ilgili bir şey söylemenin yolu yoktur. Söylenen her şey yanlış olacaktır. Gerçekler söylenebilir değildir. Bu durumda İsa, Lao Tzu ve Buda yıllardır sürekli ne yapıyor? Eğer gerçekler söylenemez durumdaysa onlar ne yapıyorlar? Sana açıklanamaz bir şeyi bildiğin semboller aracılığıyla açıklamaya çalışıyorlar; bilinmeyen bir şeyi bilinen aracılığıyla açıklamaya çalışıyorlar. Bu, dünyadaki en zor şeydir; meseller, mitler, hikâyeler.

Ve bir de bir miti analiz etmeye çalışan, onu inceleyen ve “Bu bir mit, gerçek değil,” diyen aptal insanlar vardır. Onlar analiz eder, inceler, miti ameliyata alır ve sonra, “Bu bir mit, tarih değil,” derler. Ama kimse mitin tarih olduğunu söylememiştir. Ve bir mit bu şekilde incelenemez çünkü o sadece sembolik bir şeydir. Bu tıpkı yol kenarında bir taşa dikilmiş olan, üzerinde ‘Delhi’ yazan bir yön tabelası gibidir, sen de tutup o taşı, tabelayı, mürekkebi, kimyasalları ve her şeyi inceleyip, “Bunu bir aptal yapmış, içinde ‘Delhi’ falan yok!” diyorsun.

Mitler yol taşlarıdır, bilinmezi gösteren yön oklarıdır. Onlar hedef değildir, sadece gösterirler. Bu da müritlerin sorusunun anlamıdır: CENNETİN KRALLIĞININ NEYE BENZEDİĞİNİ BİZE ANLAT. Cennetin Krallığının ne olduğunu soramayız. Sorunun niteliğine bak: Cennetin Krallığının ne olduğunu soramayız; bu çok fazla olur. Bu sorunun yanıtını da alamayız. Sadece onun neye benzediğini sorabiliriz, bu da şu anlama gelir: “Bize bildiğimiz bir şey söyle; bazı benzetmeler yap, biz onun aracılığıyla bir anlığına da olsa görebiliriz.”

Bu tıpkı kör bir adamın ışığın ne olduğunu sormasına benzer. Kör isen ışığın ne olduğunu nasıl sorabilirsin? Eğer sorarsan sorunun ta kendisi yanıtı engeller. Buna yanıt verilemez. Işığın ne olduğu bilinebilir ama bunun için gözlere ihtiyaç vardır. Ama “Işık neye benzer?” sorusu, “Körlerin dilinde bir şey söyle,” anlamındadır.

Tüm meseller körlerin dilinde yazılmış doğrulardır; tüm mitolojiler körlerin diline dönüştürülmüş gerçeklerdir. Bu yüzden onlara otopsi yapmayı bırak; içlerinde bir şey bulamazsın. Onlar sadece emaredir. Ve eğer güveniyorsan bu emareler harika şeylerdir.

Japonya’daki tapınaklardan birinde Buda’nın hiçbir heykeli yoktur. İnsanlar içeri girer ve “Heykel nerede?” diye sorarlar. Heykel yoktur ama orada bir kaidenin üzerinde gökyüzünü işaret eden bir parmak vardır, işte Buda odur. Rahip, “İşte Buda o,” diye gösterecektir. Rahiplerin bunu, ayı gösteren bu parmağı anlayıp anlamadıklarını bilmiyorum. Bir buda nedir? Sadece ayı işaret eden bir parmak!

Müritler Cennetin Krallığının neye benzediğini soruyor: “Bize anlat, bize bunu bir meselle, çocukların bile anlayabileceği bir hikâye ile anlat. Bilmiyoruz, herhangi bir deneyimimiz yok. Bize gerçeği bir anlığına olsun gösterecek bir şey söyle.”

İSA ONLARA ŞÖYLE DEDİ: O BİR HARDAL TOHUMU GİBİDİR; TÜM TOHUMLARDAN DAHA KÜÇÜKTÜR AMA İŞLENMİŞ TOPRAĞA DÜŞTÜĞÜNDE BÜYÜK BİR AĞACA DÖNÜŞÜR VE CENNETİN TÜM KUŞLARI İÇİN BİR SIĞINAK OLUR.

İsa bu hardal tohumu benzetmesini çeşitli nedenlerle çok sık kullandı. Bunlardan birincisi: Hardal tohumu en küçük tohumdur. Tanrı gözle görülebilir değildir, en küçükten de küçüktür, bu durumda onu nasıl gösterebilirsin? Görme eşiğinde hardal tohumu, en küçük olan şey yer alır. Bunun ötesini anlayamazsın çünkü bunun ötesinde gözle görünmez olanlar yer alır. Hardal tohumu sınırdır, gözle görülebilen dünyadaki en küçük şeydir; onu görebilirsin ama çok küçüktür. Eğer onun ötesine geçersen belli belirsiz olan, en küçükten de küçük olan dünyaya girersin. Bu hardal tohumu sınırda yer alır.

Ve bu hardal tohumu sadece gözle görülebilen en küçük şey değildir, aynı zamanda son derece gizemli bir niteliği de vardır: Büyüdüğünde en büyük bitkilerden birine dönüşür. Bu yüzden de bir ikilemdir: Tohum en küçük, bitki ise en büyüktür. Tanrı gözle görülür değildir, evren ise en fazla gözle görülebilen şeydir; evren ağaçtır, bitkidir ve Tanrı ise tohumdur; Tanrı tezahür etmemiş olandır, evren ise açıkça gözükendir.

Eğer bir tohumu parçalayacak olursan içinden ağaç çıkmaz; onu analiz edebilirsin ama orada gizlenmiş bir ağaç göremezsin. Ve orada bir ağaç olmadığını, bu tohumun içinde hiçbir şey yokken içinde bir ağaç saklı olduğunu söylemenin aptalca olduğunu söyleyebilirsin. İşte analizciler her zaman bunu yapar. Onlara bir çiçeğin güzel olduğunu söyleyin; onu alıp laboratuara götürürler ve güzelliği bulmak için analiz ederler. Çeşitli kimyasallara ve başka şeylere rastlarlar, onu inceler ve analiz ederler, çiçeğin farklı kokularını ayırarak birçok şişeye koyarlar ama güzelliğin bulunabileceği tek bir şişe bile olmaz. Laboratuardan çıkar ve “Bir yanılsama içinde yaşıyor olmalısın, hayal görüyor olmalısın; güzellik filan yok. Tüm çiçeği analiz ettik, geriye hiçbir şey kalmadı ve hiçbir güzellik bulamadık,” derler.

Sadece bütünlükleri içinde bilinebilen şeyler vardır; onları parçalayıp analiz edemezsin. Onlar kendilerini oluşturan parçalardan büyüktür, zaten sorun da budur; bu gerçeği arayanlar için temel bir problemdir. Gerçek tüm parçaların birleşmiş halinden daha büyüktür. O sadece parçaların toplamından ibaret değildir, parçalardan daha büyüktür. Bir melodi sadece tüm notaların, tüm seslerin toplamından ibaret değildir. Hayır, o daha büyük bir şeydir. Tüm notalar birleştiğinde bir uyum söz konusu olur, bu uyum tek tek notaların içinde olmayan bir tezahüre dönüşür.

Tohumdan ağaca
Ganj yayıncılık

Hakkında

Bir de buna bakmaya ne dersiniz?

Kriterin Mutluluk Olsun

Asıl kriter, mutluluktur. Çünkü mutluluk sadece sana bağlıdır. Birçok rakip olduğu için başarısız olabilirsin. Sen sezginle …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir